Tuğla, killi topraktan oluşan ve genellikle uzunluğu genişliğinin iki katına derz kalınlığının eklenmesine eşit olan inşaat gerecidir.
Daha Antikçağ'dan başlayarak killi maddelerin suyla karışınca plastik kazanma ve böylece kolayca işlenebilme özelliğinden yararlanılarak, güneş altında kurutulan tuğlalar yapılmıştır. Kurutulmuş tuğlaların yeterli sıcaklıkta pişirilmesiyle killi malzemenin sert bir gerece dönüştüğü yüzyıllardan beri bilinmektedir.
Çiğ ya da pişmiş tuğla Mezopotamya'da kullanılan inşaat gereciydi; uzaklardan getirilen ve çok masraflı olan taş, yalnız heykel yapımında kullanılırdı. Duvarlar genellikle çiğ tuğlalar ile örülür, tapınak ve saraylar cephelerine bir sıra pişmiş tuğla kaplanırdı. Döşemelerin, kuyuların vb. yapımında da kullanılan tuğla, yalancı tonozların örülmesine olanak verdi (Ur'da III. Hanedan mezarları). Krallar tapınakların köşelerine, üzerlerinde adları, sıfatları, din için yaptıkları hizmetlerin listesi ve tanrının adı yazılmış tuğlalar gömdürürdü. Sırlı tuğla ancak İ.Ö. 1000 yıla doğru ortaya çıktı. Ortaçağ'da pişmiş tuğlalar, özellikle Languedoc (Albi, Toulouse) ve Kuzey Almanya'nın (Lübeck) dinsel mimarlığında, XVII.yy.da taşla birlikte sivil mimarlıkta kullanıldı (Louis XVIII üslubu).
Kırsal kesimlerde kilden karılan, ahşap kalıplar içinde biçimlendirilen, kurutulan ve yanma gazlarının dolaşıma olanak verecek şekilde istiflendikten sonra bir yakıtla tutuşturulup pişirilen ilkel tuğlanın yerini, yavaş yavaş sanayi üretimi aldı. Artık makineleşen ve otomatikleşen üretimde de, hamuru hazırlama, biçimlendirme, kurutma ve pişirme işlemleri ardı ardına gerçekleştiriliyordu.
Anadolu'da tuğlanın kullanımı Roma'dan Bizans'a, ondan da Türk Mimarlığı'na geçmiştir; Anadolu Selçukluları yapılarında genellikle taşı yeğlerken, özellikle Batı Anadolu Beylikleri ve Osmanlılar taşın yanı sıra tuğla gerece de yaygın biçimde yer vermişlerdir. Almaşık düzende taş ve tuğla dizilerinden meydana gelen duvar örgü tekniği de Roma'dan Bizans'a, ondan da Türkler'e geçmiştir. Bizanslılarda olduğu gibi Osmanlılarda tuğlalar yassıca ve oldukça büyüktü. Fatih sultan Mehmet dönemi tuğlaları 4,5x28x28 cm. boyutlarındaydı (Rumelihisarı). Hatıllarda kullanılan tuğlalar daha inceydi. Zemine döşenen tuğlalar ise 25x25 cm. boyutlarında kare ya da çapı 30 ila 60 cm. arasında değişen altıgen biçimindeydi. Osmanlı mimarlığında kullanılacak tuğlaların boyutları ve ağırlıkları belirli kurallara bağlanmıştı, bunlara uymayanlar sattırılmazdı.